HER NE OLURSAN OL..! YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN YA DA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL..!
Sen Seni sevmek içimi saran bir hüznün mihenk taşı gibi, bir türlü yerinden oynamayan
seni sevmek başlıksız kalan bir şiirin başı gibi, sonu sonsuza dek olmayan
seni sevmek dilime dolanan bir şarkının en güzel satırı gibi,başka hiç bir satırla yeri dolmayan
seni sevmek muhabbete bulanan acı bir kahvenin hatırı gibi,kırk yıl geçse üstünden unutulmayan
seni sevmek payıma düşen bir vedanın yası gibi, yüzümdeki rengi hiç bir mevsimle solmayan
seni sevmek mazisi biz olan bir mektubun merhabası gibi okudukça sil baştan okunası,okunulası gibi.
Arzu Karadoğan & Kalbimdeki Haziran
Arzu Karadoğan
"Âhir zaman da imanı muhafaza etmek kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak."
Sen Gönlümün aynası
Bırakma beni kara gecelerine
Tut gündüzlerimin ellerinden
Bahşet yüreğime sevdalı mevsimlerini
Gözlerim bahar koksun
Kalbim ise yaz
Ortak et razıyım aşkın suçlarına
Yeter ki sev beni biraz
Bir ömrü bırakayım avuçlarına
Sen Adına aşk dediğim
Bir dilek tut bana dair
İçinde bir sen olsun Bırak yüreğimin ellerine
Yüreğim ellerinle can bulsun....

Arzu Karadoğan
Karanfil kokulu bir mevsimsin içimde
Saçlarımı savuran bir deli rüzgar
Ve kavruk alazlı bir şiirsin dilimde
Yazarsam
Ben yanarım sen üşürsün
Belki de aşk bu işte
Yüreğin titrerken kavrulur için
Sığmaz olursun gündüzlere
Öter kirpik uçlarında gece kuşları
Sızlar gözlerine sürdüğün düşün
O üzüldükçe
Yağmura tutulur bakışın
Gamzene düşer her bir damlası
Senin de ağlar gülüşün..
Sözlerin geçse de yüreğinden
Sarı bir mevsim olup düşer dilinden
Gözlerinden akar nehirler gibi
Konuşmaya gücün kalmaz
Çözülür diz bağın titrer ellerin
Sökülür sanki nefesin
Bir ah çekersin en derininden
Durulur şehir boşalır her yer
İçindeki çığlık yalnızlığına eş
Bir de resimlere konmuş kuşlar
Kuşlar ki bilirler onları ne çok sevdiğini
Göğsünde kanatlanırlar.
Hayalini bile çeker gözlerin
İçinde büyüdüğü kadar özlemin
Sen sende küçülürsün
Hasreti yakar ruhunu
Dedim ya
Yazarsam, ben yanarım sen üşürsün
Y A N D I M Sana geldim
Açar mısın yüreğini
Bakar mısın ömrümün penceresinden...?

ARZU KARADOĞAN
AŞKIN SOLUMA EMANET
Her gün biraz daha unutuyorum seni
Ve her gün biraz daha azalıyor acım
Kanamıyor yaram eskisi gibi
İyi ki de bitti
Sen sağ ben selamet
Desem de inanma sevgili
Aşkın sonsuza dek soluma emanet ...
Ne kadar bendesin diye resimlerine bakıyorum arada bir
Hiç gitmemişsin ki
Hala canı kırık gönlümsün benim
Neden arada bir diye de sorma
Yüreğim dayanmıyor her gün bakmaya
Biraz da ağlamaktan yoruldum galiba
Zaten gözlerimde dargın bu aralar bana
Ben de dargınım onlara
Ne vardı sanki bir an olsun kör baksalardı sana
Ne çok sevdim diyorum ne çok
Canımı onca yakmana rağmen
Çok uzakmış sevdama ellerin göremedim
Ya da tutmasını bilemedim ben
Diyemedim ruhuma dokunan ilk eldin sevgilim
Desem kalır mıydın benimle
Bıraktım, gönlüme su serpen tesellileri
Boş verdim artık dünyaya
Alıştım da zaten bu sessiz elvedaya
Biraz anılara dalıyorum, biraz güldüğümüz anlara
Yüzümde buruk bir tebessüm
Ve gözümdeki buğuyla
biraz puslu bakıyorum o an kirpiğimde asılı duran sevdaya
Sonra siliyorum elimin tersiyle
Bir iç çekip , yeniden içime
gömüyorum kederimi
Devam ediyorum bir gülüp bin ağlarken yaşamaya
Anlayacağın sensiz de geçiyor vakitler
Bir sen geçmiyorsun sevgilim
Bir sen geçmiyorsun yüreğimden
Ne çabuk bitti diyorum ne çabuk
Oysa daha başlamamıştık ki.
Sığdıramadın koskoca ömrüne
şu küçüçük kalbi ne yazık ki
Merak ediyorum sen de benim gibi misin şimdi
Şarkılara mı vuruyorsun kendini
Şiirlerde mi arıyorsun
Adım geçiyor mu sevdiğin her şeyde
Yoksa her şey geçti mi diyorsun
Dindi mi ağrın söyle
Unutur gibi mi yapıyorsun
Yoksa çoktan unuttun mu beni ..?
Şiir; Arzu Karadoğan
SAKIN BENİ YANILTMA
Ben sana
Kalbimde olmayan hiçbir şeyi söylemedim
Söylediğim hiçbir şeyi de kalbimden silmedim
Bu yüzden nerde olursan ol, nasıl olursan ol
Sana ne söylediğimi hiç unutma, unutup da
Beni aşkı hiçe sayanlarla bir tutma
Biliyor musun sevdiğim?
Ben seni sevdiğimde dimdiktim!
Başım bulutlara, Gözlerim güneşe meydan okurdu.
Sonra, eğildim sevdanın önünde
Bilerek isteyerek.
Hiç gocunmadım
Onurdu diz çökmek, boyun eğmek
Ve onurdu seni sevmek…
Aydınlıklarımı öteledim senin uğrunda
Karanlığı gözlerin aydınlatıyordu nasılsa
Hiç düşünmedim, ya gözlerin kaybolursa
Sana gelirken, İşaret koymadım yollara
Dönüş hesabım hiç olmadı senin yolunda
Hiç düşünmedim, ya yol çıkmazla son bulursa
Sensiz düşüncelerimi Senli düşüncelerimle katlettim
Hayat sendin Ölüm sensizlik
Hiç düşünmedim, bir gün sensizlik olursa
Dedim ki, “beni sensiz bırakmazsın nasılsa”
Sakın beni yanıltma!

İHSAN TURHAN?
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.
Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş.
Neden kendine aşık olduğunu anladım.Acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.
Neden hiç ağlamadığını anladım.Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş.
Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş.
Çok acittiginda anladim.Fakat, hak edermis sevilen onun için dökülen her bir damla gözyasini.
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
Yüreğini elime koyduğunda anladım.Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış.
Neden hiç yalnız kalmadığını anladım.Ve Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak.
Sana git dediğimde anladım.Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek.
Git dediklerinde gittiğimde anladım.Dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil.
Aslında hep yanımda olduğunu anladım.Ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş,
Ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak.
Gerçekten pişman olduğumda anladım.Affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmiş
hâlâ sevgi varsa içinde eğer.
Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar
ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş. Anladım...
SENİ ARIYORUM
Simdi bir an dönerek gerilere,
hani bir zamanlar beni ölesiye yasatan
ellerimi birakip, sevecen ellerini
çevremi simsicak bir sevgiyle kusatan
Seni ariyorum.
Bir deniz hiçkiriyor ta içimde,
dinle
Giderek yalçin kayalar, kumlar eriyor
Simdi bas basayim bir kiyida kendimle
Ve bende var ettigin o ben, can veriyor
Seni ariyorum
Gülerdin bir zamanlar günes batmazdi
Bastanbasa bir gül bahçesiydi ortalik
Renkler ya mavi, ya pembe, ya beyazdi
Oysa simdi ne yana baksam karanlik
Seni ariyorum.
Varsin ama yoksun yanimdasin, degilsin
Gözlerim bosuna deliyor geceleri
Tek seni bir kez daha görebilmek için
Daldirip ellerimi benden içeri
Seni ariyorum.
Ellerim içimde bir kan golüne batiyor
Bagiriyorum kimseler duymuyor sesimi.
Dislerim hirsla dudaklarimi kanatiyor
Ve senden uzakta verirken son nefesimi
Seni ariyorum.
> Bu son aldanisim, son yikilisim olacak
Gelsen de bos artik gelmesen de, ben yokum
Yine de son bir ümit kirintisiyla, bak
O, her seyi yitirdigim anda buldugum
Seni ariyorum.
Ümit Yasar Oguzcan
SONSUZ AŞK
Dalga ile kıyının aşkını bilir misin?
Öncesinden baslayip, sonsuza giden dalga,
Hep aşka kavuşma özlemiyle atılır kıyıya.
Dalga, seven - kıyı, sevilendir.
Dokunur parmaklarının ucuyla sevdiğine dalga
Ve döner hep geriye
Bilir kavuşamayacağını ama hep koşar kıyıya
Her bir dokunuşunda aşkına verir bedenini hesapsızca
Iste, ben de seni böyle severim yar.
Yar, bilir misin dağ başında açan uçurum çiçeklerini?
Bilirler görünmeyeceklerini...
Sevilmeyeceklerini...
Koklanmayacaklarını...
Okşanmayacaklarını...
Ama inatla açarlar aşkla, sevgiyle, özlemle.
Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasını
Iste, ben de seni böyle beklerim yar.
Yar, ipek böceğini bilir misin?
Onun kozasının içinde ördüğü o ipliğe olan aşkını
Bilir o, ördüğü ipliğin kendisinin ölümü olacağını
Ama aşkına feda eder kendini.
Öyle verir kendini yarenine korkusuzca
Iste, ben de kendimi böyle veririm sana yar.
Yar, ağaç ile meyvesinin aşkını bilir misin?
Meyvesini vermelidir ağaç yeniden doğmak için
Öyle zorludur ki ayrilmalari
Verir meyvesini ağaç
meyve tohum olur, tohum kök olur
Ve yeniden doğar ağaç kendi meyvesinden
Iste bende böyle yar;
Yok olmayı göze aldım, tekrar sende doğmak icin.
Gassan Satar
YÜREĞİNDE YER VARMI?
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Hisset!
Hisset, Parmaklarına değen kağıdın içinde
Dolaşan damarlarımı...
Hisset damarlarımın, kanımın
Seni aramak için
Deliler gibi dolaşmasını...
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Dinle; duyuyor musun yüreğimin ritmini?
Gönlümde esen rüzgârları dinle...
Nefesimi tutmasam
Gözlerindeki derin ovalarda titreyen
Bütün yeşillikler kül olur,
Sazlar büyür simsiyah,
Kuruyan gözpınarlarında...
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Yazık! Mekanlar durduruyorsa seni.
Ve yazık, kendini bağladıysan maddelere...
Ipsiz bir uçurtmayim ben... Ve kuyruksuz
Saçlarının çizgilerinde süzülen...
Rüzgârım sensin.
Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim!
Yüreğinde yer var mı?
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Ve bir kaynak suyundan oluşan derenin
Üzerine düsen yaprak gibi;
Düşürüyor musun gülüşlerini
Ve öpüşlerini sesimin üstüne?
Akıyor musun benimle beraber,
Akıyor musun yıldızlara doğru?
Yıldızlar... Yıldızlar neden böylesine vefasız?
Neden her üşüyüşümde
Lapa lapa yağıyorlar avuçlarıma,
Neden eriyip kayboluyorlar?
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Bilmiyorum. Bilmek istemiyorum...
Ama parmaklarının ucunda şu an ne olur hisset beni...
Hisset!
Hisset, damarlarımdaki kanımın,
Seni aramak için deliler gibi dolaşmasını...
Söylemiştim değil mi?
Ipsiz bir uçurtmayim ben...Ve kuyruksuz...
Saçlarının çizgilerinde süzülen...
Rüzgarım sensin.
Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim.
Yüreğinde yer var mı?
ELLERİMİZİN BÜYÜK BOŞLUĞU
burası dünya ve biz artık çok sıkıldık
alıp başımızı sana gelmek istiyoruz
sana gelmek orada kalmak istiyoruz
çok unuttuk hatirlamak istiyoruz
başımızın okşanmasını
gözyaşımızın silinmesini
kolumuza girilmesini istiyoruz
yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz
rüzgarın sesini,ırmağın sesini
dağların dağ denizlerin deniz
kadınların kadın çocukların çocuk
erkeklerin erkek
ekmeğin ekmek olduğu bir dünyayı
yeniden isterken seni istiyoruz aslında
bunu söyleyemiyoruz
her yer gece çok gece
ve biz meleklerini istiyoruz Rabbim
çok yenildik yetmez mi
bir bankanın önünde
bir koltuğun altında
bir ziyafetin ortasında
bir günahın tenhasında
büyütüp durduk siyahı
gece gece gece
her yağmur tanesini
bir melek indirirken yeryüzüne
her yalanı yüz şeytan taşıyor olabilir mi bilmiyoruz
çünkü bilincimiz içerken binlerce yilin karmasik surubunu
kameraya bakıp kalabalık şeyler söylemek
ve gülümsemekle meşgulüz şu an
sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları
Yusuf'u düşüneceğiz,Yakup'u,Musa'yı,İsa'yı düşüneceğiz,
Nuh' u ve öbürlerini
ve efendimizi,efendimizi
kuyular,kuyular,kuyular kazdık
bir nefes üflemen için yeryüzü bataklığında sazdık
kestik kendimizi,deldik,yaktık
sonra sana değil dünyaya aktık
dünya ki mescitmiş biz onu otel yapmışız
kalktık ki yenilmişiz,değişmişiz,azmışız
bir sızı kalmış içimizde başka şey yok
bu sızıdan yol bulup kapına dayanmışız
bir çocuk oyuncağını alamamış
bir kız sevdiğini saramamış
bir anne yıllardır kolları açık bekliyor oğlunu
bir adam paramparça, bir çift göz için
biri ekmek götürememiş evine birisi aşk
birimiz dünyayı kurtaracak birimiz yarını
birimizin aklı tutuşmuş yanıyor
birimiz bomboş kalbine bakıp birini arıyor
birimiz ayrılığın ilk günü gibi her akşam kanıyor
birimiz kıyametin koptuğuna inanıyor
birimiz çekip gitmiş yeryüzünden
ellerini hala açık sanıyor
geldik işte bunlar ellerimiz
açılmış bak, bilirsin ne diye
ki bilirsin biz bu ellerle neler işledik
burası dünya şu biziz,bunlarda ellerimiz
öyle açik, öyle acemi, öyle bos
öyle mahçup öyle dalgin öyle bos öyle bos
senin değilmiyiz hepimiz
senin değil mi herşey
alırsın kime ne,verirsin kime ne
ve bu açtığımız eller senin değil mi
senin değil miyiz hepimiz Rabbim
bir yıldız bir ağaç bir buğday tanesi kadar
kimsesiziz kime gidelim,
yaralarımız var kime,
sıcak bir şey arıyoruz kime,
merhamet istiyoruz kime,
bağışlanmak istiyoruz kime gidelim
sorumuz ve cevabımız sen değil misin
yorgunuz kaybetmişiz dalgınız kırgınız küsmüşüz
bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde
kime gidelim
çok yürüdük yollar kayboldu
yol olduk sana geldik
ne getirdin deme bize
senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur
geldik işte bunlar ellerimiz
bunlar da ellerimizin büyük boşluğu
beş duygum harap,altı yönüm harap
on parmağımda on acı Ya Rab
denize dalan bir testi nasıl tahammül etsin suya
fırlattın beni dünyaya,
yeniden al kucağına
çagir beni yeniden
bu saman çöpünü kasırgada bırakma
büyük bir kapının önünde
bir karınca vurmuş kapıyı bekliyor
kapı açılacak yoksa niye var
rahmet örtecek günahı
geride kalacak gazabın adımları
duyulacak büyük bahçenin o büyük şarkıları
sunulan şarabı çekinmeden içeceğiz
görüneceksin durmadan kendimizden geçeceğiz
görüneceksin her şeyimizle sana göçeceğiz
başımız yerde, açtık elimizi sevgilinle birlikte
bize bak çekip çıkalım uçurumlardan
bize bak çıkalım dünyanın bütün kulluklarından
parçansak al bizi bir daha ayırma evinde uyuyalım
yabancıysak dost ol bize senden ayrılmayalım
elimiz açık başımız ve ruhumuz secdede durmuş bekliyoruz
sevdiklerin aşkına
sevenlerin aşkına
inşirah inşirah inşirah
ayetin değil miyiz senin Ya Allah

  İbrahim Sadri    
BIRAKIP GİTTİĞİN KADARIZ
Bir dönüşle dönüyoruz
Hiç yağmur yağmıyor kum taneleri uçuşuyor üstümüze
Bir dönüşle dönüyoruz
Yorgunuz
Tenimiz esmer
Içimizde mağrur bir hüzün
Yaralarımız var
Ezcasi olmayan vurgunlar
En cok kadınlarımıza yakışan ağlamakla
En çok erkeklerimize dokunan caresizlikle
Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
Biraz daha yaklaşıyoruzBir el uzatımında
Akşamın alacasıyla
Bu, senin gidişinin hemen ertesinde
Dudaklarımızın kuruduğu
Suların cekildiği
Kızıldenizin diclenin
Önümüzde Hz.Musa elimizde asa ile yarip geçtigimiz nilin
Ve eteklerimizi savura savura tükettiğimiz birlikteliğimizin ardından
Kayıp giden yıldızların şarkısı gibiyiz
Bir dönüşle dönüyoruz
Ne güzel oluyordu
Sağımıza dönüp seni görünce
Ne güzel oluyordu düştüğünde önümüze
Adı safranlara sarılı bir aşk gibi maceramız
Adı kıskanç kervanların zümrüt yüklerinde yazılı
Adı leyla
Bir vaveyla kadar dokunsanız ağlamaklıyız
Bir dönüşle dönüyoruz
Belki baksak arakamıza ordasındır
Bu efsunu kaybetmek istemiyoruz
Hiç bir şeyini istemiyoruz aslında dünyanın
Incisini yakutunu ipek yumusakligini yastiklarin
Bebeğin yüzümüze dokunuşunu istemiyoruz
Eşlerimizin limanlığını
Ocağımızın sıcaklığını bile istemiyoruz
Bir dönüşle dönüyoruz
Seni unutmamak…
Gittin mi aramızdan
Elini çektin mi üzerimizden
Bizi yetim şehrini öksüz bıraktın mı
Ne yapalım işte ağlamamayı beceremiyoruz
Isırdıkça kanıyan dudaklarımızdan dökülen boş sözlerle
Birbirimize soruyoruz
Hava nasıl saat kaç
Yine çayırların yeşlliğinde otlayan kuzuların arasındayız
Yine cayırların üstünde matem işliyoruz
Inceldigi yerden kopan dünya
Bir araftan yol bularak başımıza düşüyor
Gök kubbe patlıyor tepemizde
Hissediyor anlıyor ama anlatamıyoruz
Bir dönüşle dönüyoruz
Bırakıp gittiğin kadarız
Hiç yağmur yagmıyor
Yorgunuz
Tenimiz esmer
Içimizde magrur bir hüzün
En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle
En çok kadınlarımiza yakışan ağlamakla
Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
Ne yapalım
Hiç yağmur yağmıyor
Sensiz yürüyünce
Bir dönüşle dönüyoruz
Kıyamet bize
Kıyamet bize
Sen yinede merhamet et bize
Merhamet et bize
Merhamet bize
Ibrahim Sadri 
Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine,
ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim.
Sen yoktun...Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında. Her köşeyi,
her parkı, her ağacı ezberledim. Sevdaya bulanmış
her kaldırım taşında senin adını aradım.
Sen yoktun... Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı.
Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken
beni enkazın altından çekip alacak elini aradım.
Sen yoktun... Özlem şarkılarını ezberledim. Kimini bağıra bağıra,
kimini fısıltıyla söyledim. Karanlığa haykırdım hasretimi.
Sesimi duyacaksın diye bekledim.
Sen yoktun... Senden gelecek bir tek haberi bekledim. Saatler asırlar gibi geldi,
geçmedi. Çalan her telefonu yüreğimin deli bir çağlayana dönen
atışlarıyla açtım. Senden başka duyduğum her seste hep aynı
hayâl kırıklığını yaşadım. Onlar beni duymak istiyordu, bense seni.
Sen yoktun... Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi karanlığın kucağına
uzattım her gece. Bir an önce sabah olsun diye uykunun
beni çekip almasını istedim. Olmadı.
Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan, kaç gece
merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye.
Sen yoktun... Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar
yalnızlığın işaretiydi benim için. Beni ıslatan yağmur olmadı.
Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim.
Hayat; merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Uzun kıştan sonra
gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm.
Sen yoktun... Her istasyon her otogar adresim oldu. Bir trenden inersin sandım.
Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım. Ya da yolculuklara
vurdum kendimi. Kimsenin uğramadığı köylere, adı duyulmamış
kasabalara gittim. Senden bir iz aradım.
Sen yoktun... Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim
bekleyişlerimi. Hep sensiz gemiler geçti limanlardan.
Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim.
Sen yoktun... Gözümden bir tek damla yaş akmadı. Onlar sana aitti, sana
kalmalıydı. Kimselere söyleyemedim acılarımı, bekleyişimin
öyküsünü kimselere anlatamadim.
Nice fırtınalar koptu yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi.
Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım.
Içimi dökecek bir insan aradim.
Sen yoktun...
Her gece ay paramparça oldu. Her gece yıldızlar birer
birer düştü sokaklara. Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim.
Ayı avucunda bana getirmeni bekledim. Ve bir güneş gibi doğup
aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı. Ama.
Sen yoktun...
Bir bir söner şehrin ışıkları.
Inceltilmis yalnizlik sözleri salinir; koyu lacivert gecenin koynunda...
Yalnızlığın da imitasyonu sürüldü piyasaya diye geçirirsin içinden, gülümsersin.
Bir sigara yakar, usulca aralarsın perdeyi. Buz tutmuş camın alnına değdiği
yerde tütmeye başlar, yitirilmiş sevdaların pişmanlığı...
Arka sokaklardan boğuk motor sesleri işitirsin. Bilirsin her gidenin bir yere
vardığını... Ama yollar kendine öncedir, varamaz bir yere, bunu da bilirsin.
Uzar gider köpek ulumaları, ıssız caddeler boyunca...
Buğulanmış cama harfler çizersin. Anlamlı hiçbir şey kalmamıştır aklında...
Eğilirsin. Bir kitap alırsın kitaplığın en alt rafından... Okumak isteyip
istemediğini bilmezsin. Rastgele karıştırırsın sayfaları. Kemirmeye başlar
içini, geceyi uzatmak için kurduğun tüm tuzakların boşa gitmesi...
Sabahın ilk ışıklarına yakalanmaktan korkarsın. Alelacele bırakırsın kitabı bir sehpaya.
Unutursun gece lambasını kapamayı, yorganı üstüne çekersin...
Bilirsin her gidenin bir yere vardığını... Ama yollar kendine öncedir, varamaz bir yere. Bilirsin...
Oysa sen, onlar gibi değildin... Anlar gibiydin.
Zaman aktı, geldikleri gibi gitmesini bilen cinslerden.
İnsanlar konuştu, uzun uzun ve sık sık.
Gözlerim uzun süre gittiğin noktada bakakaldı, ayak izlerine.
Kaybolmayan sevgin gibiydi gözlerim, yokluğunun aksine.
Uzun zaman geçti.
Sen biteli...
Ve ansızın çekip gideli...
Uzun zaman geçti. Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar dakikalar.
Yavaş aktı yokluğunu düşündüğüm anlardaki cümlelerim.
Ve hiçbir şey diyemeyişim. Yavaştı zamanın akışı...
Hiç kimseye benzetemediğim yanların içindi sende kalan suskunluğum.
Ve en çok seni söylemekti, seni sana anlatmaktı doyasıya.
Ve her iki cümle arasında hiç kimse olmayışının ifadesini anlatabilmekti her düşüm.
Düşlerimi gerçekleştirdiğim kadar düştüm, giderken gözlerinin içinden...
Dakikalar içinde, çok fazla öldüm. Her damla da tekrar tekrar öldüm...
Ve sen beni anlayan gözlerinin aksine,
beni tane tane terk ettin kendi içinde...
Ve gittin. Ansızın bittin… Gidişinin ayak izlerinde seni izlerken,
beni düşürdüğün son umudum geldi gözlerimin önüne...
Anladım. Ben senin için. Hiçbir şey değildim. Hiç kimse de değildim.
Son terk eden hep bendim,
Ayaklar altında kalan göz yaşlarımın ıslaklığında serinleyen her bir kum tanesiydim...
Ölen bendim... Giden sen...
Oysa sen, onlar gibi değildin...Anlar gibiydin

Mail : esinti67@hotmail.com © 2006 coder by Yaşar Koç Tel : 0532 3277335

ESINTI 2006